Sağımızda solumuzda pekçok insan hâlâ ve hâlâ bu örğüte, bu örgütün itirrafçı başına inanıyor, bunların değirmenine su taşıyor. Bize düşen ise sabırla ve ısrarla bildiğimiz, öğrendiğimiz gerçekleri buradan yazarak eş dostla paylaşmaktır, belki bir faydamız olur diye.
Size bugün bir hemşerimden ve onun oğlundan bahsedeceğim. Bu konulara neden bu kadar yer verdiğimi, bu örgüt içinde hiç yer almadığım halde neden bu işlere burnumu soktuğumu bu yazı vesilesiyle bir kere daha anlatabileceğimi umuyorum.
Rıfat Çelebi ve oğlu Hüseyin’in adını daha önce duymuş muydunuz? Bu örgütün içinde olanlar “Elbette duyduk, biliyoruz” diyeceklerdir. Ne kadarını biliyorsunuz bilmiyorum ama ben yine de yazayım.
Bir yakınım yıllar evel Rıza Çolpan’ın kitabını okumuş, bana da “Kitapta bir adamın adı geçiyor, adı Rıfat Çelebi, onunla konuşsan, röportaj yapsan ne iyi olur” demişti. Ben Rıfat Çelebi’yi daha evvel de Selim Çürükkaya’dan birkaç kere duymuş, ama fazla araştırmamıştım. Akrabam ısrar edince ben de başladım Rıfat Çelebi’yi araştırmaya.
Rıfat Amcayı aramak, onunla tanışmak istiyordum ama kimse telefonunu ve nerde olduğunu bilmiyordu. O günlerde telefonlaştığım eski bir siyasi hemşerimiz bayan demesin mi “Ben biliyorum Rıfat Amcayı”
O bayan vesilesiyle ben Rıfat Amcaya ulaşmıştım. Tam tarihini hatırlamıyorum ama 2017 veya 2018 olabilir. Aradım kendisini. Sevindi aramama, mutlu oldu. Kürtçe ve Türkçe sohbet ettik, ne de olsa aynı yörenin insanıydık. Nürnberg’de bir huzur evinde kalıyordu. Kendisini iki üç kez aradım o dönem. Aramamda Selim Çürükkaya ile arkadaş olduğumu, Selim Çürükkaya’nın birkaç kez kendisinden bana bahsettiğini söylediğimde hemen araya girerek bu konuyu kapatmamı, telefonda Selim Çürükkaya ismini geçirmememi, bu konuları yüzyüze gelirsek konuşabileceğimizi söyledi bana.
Bir anlam verememiştim. Almanyadaydık, hani Türkiyede olsak anlardım da, burda kimden çekiniyordu. Neden Selim Çürükkaya ismi geçince hemen konuyu degiştirmek istiyordu? Her neyse, ben de dediğine uydum ve öyle yaptım. Kendisini Frankfurt’a bize davet ettim. “Tamam, bir gün gelirim, benim tren kartım var, yola para vermiyorum zaten” dediyse de uygun bir zamanı denk getiremedik. Benim de yolum Nürnberg tarafına düşmedi. Kendisiyle yüzyüze gelemedik bir türlü. Rıfat Amca, 21 Mayıs 2023 yılında bu dünyadan göç etti biz yüz yüze tanışmadan. Sosyal medyada ölümünü öğrendiğimde şaşırmış, üzülmüştüm.
Pekii kimdi bu Rıfat Amca, PKK ile yolları nasıl kesişmişti?
Yakın zamanda Rıza Çolpan’ın kitabını okuyunca ben de Rıfat Çeleb’nin ismini o akrabam gibi kitapta görmüs, not almıştım. Bunun üzerine Rıza Çoplan’a mektup yazarak detaylı bilgiler istedim Rıfat Amca hakkında. Sağ olsun Rıza Çolpan tüm bildiklerini yazdı bana. Zaten Rıza ve Rıfat yaşıt ve akrabaydılar.
Sonra Selim Çürükkaya’yı da aradım, Rıza Amcayla ilgili onunla da konuştum. Bildiklerimi sizinle de paylaşmak istedim.
Burada sözü Rıza Çolpan’a bırakıyorum ve onun bana yazdıklarını satırlarına dokunmadan sizinle paylaşıyorum. Rıza Çolpan Rıfat Amcayı taa annesinin çocukluğundan başlayarak anlatıyor ama ben oraları geçip belli bir yerden sonrasını vereyim.
Diyor ki Rıza Çolpan:
Rifat benimle yaşıt, diğer iki abileri, Hasan, Hacı ve küçük kardeşi Kazım öldüler, yanılmıyorsam, Zeynep hala yaşıyor. Rifat 1956’da İstanbul’a iki abisi Hasan ve Hacı’nın yanına geldi, iki amcası Hasan ve Şükrü de Deniz yollarında çalışıyorlardı, onlar Rifat’ı yanlarına aldılar, Rifat bir gemiyle Amerika’ya gidince, gemiden kaçarak iltica etmek istedi, fakat kabul edilmedi, onu geri yolladılar. Rifat geri gelince bir müddet köylüsü 6-7 Eylül yağmacısı İbrahim Bozkurt’un fotoğraf dükkanında çalıştı, sonra bir mafya firması 1500 lira karşılığı sahte bir fabrika ismi vererek onu Viyana’ya gönderdi, Rifat oraya gidince, öyle bir firma ya da fabrika bulmayınca sukuti hayale uğrayarak, yaşlı bir Amerikalı kadının yardımıyla geri geldi, sonra gitti İşçi Bulma Kurumuna yazıldı, 1959’da Almanya Hamburg’a gitti. Ben eşimle 16 Ekim 1966’da Hamburg’a gittiğimizde Rifat yeni bir Bulgar göçmen kızla evlenmiş, henüz çocuk-mocuk yoktu. Daha sonra bir oğlu, yanılmıyorsan iki kızı oluyor. Oğlu Hüseyin üçlü BIRAKUJİ döneminde şehit oluyor. Rifat’a göre (Bana dedikleri) KDP peşmergeler tarafında şehit olduğunu söylemişti, ki bence bu yalan, onu Öcalan emriyle xulamları öldürdü. Çünkü çok zeki ve çok sevilen biri olduğu için. Kızının biri bir MHP ile evlenmişti, ötekini bilmem.
Rifat’ın PKK ile meselesine gelince, PKK’nın çıkışında Rifat’da hayranlık duyuyor ve koyu bir Abdocu oluyor. O zaman Almanya’da da TKSP ve KOMKAR var. Tabi Abdoculara göre bu örgüt, ya da siyasi parti işbirlikçi, Kürd Ulusal Sorun Önünde en büyük engel denilerek, Rifat bir takım serseri Abdocularla beraber KOMKAR Hamburg kütüphanesini yakıyor. O olayda cezalandırılıp, cezalandırılmadığını bilmiyorum. Ben daha sonra Rifat’i 1988’de Nürünberg’da gördüm ve bana “Dayı lütfen Burkay’a söyle bu tazminat davasında vazgeçsinler, ben bir yanlışlık yaptım, beni affetsinler, ödemekte zorluk çekiyorum” dedi, ama ben kendisine “Kusura bakma, ben Burkay’a bunu söyleyemem diyerek reddettim. Tabi sonuç ne oldu bilmiyorum. Rifat’i en son Abdo’nun yakalanmasından bir iki hafta sonra ben yine Nürünberg’e gittiğimde, bana hastahanede olduğunu söylediler. Sebebini sordum, bana “Öcalan’ın teslim tavrından rahatsız olduğunda, dernekteki portresini indirip çiğnemesi sırasında, bir takım xulamlar tarafında dövülerek hastahaneye kaldırılıyor. Ben hastahaneye geçmiş-olsuna giderek onu son olarak orada gördüm, bir daha da yüz yüze gelerek görüşmedik, ancak zaman zaman telefon ederek hal hatır sordum ta ki öldüğü yıla kadar. İşte budur Rifat’ın hikayesi. Yanılmıyorsan Selim Çürükkaya da onu iyi tanımaktadır. Zira kitabı “Apo’nun Ayetleri”nde ondan bahsetmektedir.
Tekrar öperim pısmamımı. Selamlar, sevgiler. Rıza Çolpan, Sydney.
Şimdi anlıyorum Rıfat Amcanın neden telefonda vebadan kaçar gibi Selim Çürükkaya isminden kaçtığını… Kim bir daha o yaştan sonra dayak yemek ister ki!?
Rıfat Amca’yı burada şimdilik bırakıp örgüt saflarında ölen şair oğlu Hüseyin Çelebi’ye geçelim. Ondan da kısaca bahsedelim.
Hüseyin 1967 yılında Almanya’da doğmuştu. Babasının örgütle ilişkisi vesilesiyle o da bu çevreye girmiş, sonra Avrupa örgütü onu diplomasiden almış, dil bilen, diplomasi faaliyetlerinde yer alan bu genç şairi dağa yollamıştı.
Selim Çürükkaya Rıfat Amcayla KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi) döneminde birlikte çalışmış, Rıfat Çelebi’yi yakından tanımıştı. KUM’a en yüksek oy ile seçilen kendisi ve Rıfat Amcaymış. Hikayesi uzundur o sürecin. Sadece şunu belirteyim; Selim Çürükkaya Meclis üyeleri olarak Rıfat Amcayla Güneye gittiklerinde Rıfat Amca’nın Öcalan’ı artık yavaş yavaş çözdüğünü söylüyor. O gidişlerinde Selim Çürükkaya ve Rıfat Çelebi diğerlerinden farklı olarak Öcalan tarafından çağrılır, Selim Çürükkaya tutuklanır, Rıfat Amca da yaştan yırtar ve Avrupa’ya geri gönderilir.
Selim Çürükkaya Rıfat Amcanın oğlu Hüseyin’i de Bekaa’da görmüş, aralarında tuhaf bir dialog geçmiş. Hüseyin Selim Çürükkaya’ya şunu der:
-Abi siz Diyarbakır Cezaevinden çıkanlar bizim için birer efsaneydiniz, ne zaman ki senin gazetelerde fotoğraflarını gördüm, işte o zaman senin değerin gözümde sıfıra düştü.
-Niye Hüseyin, ne gördün ki?
-Kravat takmıştın, takım elbise giymiştin. Bu olur mu? Yakışır mı? Sen daha bu partiyi tanımıyorsun!
Selim Çürükkaya anlıyor ki takım elbise giymek, kravat takmak rezil bir şey olarak anlatılmış militanlara. Dünyanın en aşağılık işlerinden biriymiş. Hüseyin’e şöyle der:
-Takım elbise giymenin, kravat takmanın nesi bu kadar kötü? İyi giyinmek, temiz giyinmek ne zamandan beri suç? Sen Avrupada bu kafayla diplomasi çalışması yürüttüysen neden başarılı olamadıgımız da anlaşılıyor.
Dikkatiniz çekerim, Selim Çürükkaya’ya bu sözleri söyleyen kişi Hakkari’nin bir dağ köyünden örgüte katılmıs biri değil, Almanya’dan katılmıs biri. Bu size örgütlerin veya tarikatların gencecik insanların beynini nasıl ve nelerle yıkadıklarına dair yeterince bilgi veriyor değil mi?
Şimdi gelelim finale… yeterince uzadı yazı.
Hüseyin örgütte yaşamını yitiriyor. PKK her sene Hüseyin Çelebi adına şiir, öykü dalında yarışma düzenliyor ve bu onun hatırasına hâlâ devam etmektedir.
Baba Rıfat Çelebi ise Abdulla Öcalan’ı çözmekle beraber oğlunun yaşamını yitirmesi ve adına her sene verilen edebiyat ödülleri sebebiyle bu organizasyona katılır, pek sesini çıkarmaz. Taa ki Öcalan Türkiye’ye götürülene/ gidene kadar . Yukarda Rıza Çolpan’ın da belirttiği gibi onun o teslimiyetçi tavrına isyan eder ve posterini çığner. Vayy sen misin bunu yapan! Abdullah’ın emirerleri Rıfat Amcayı döver, hastanelik ederler. Rıza Çolpan’a bu durumu, başına gelenleri kendisi birebir anlatır.
Artık Rıfat Amcanın kolu kanadı kırılmıştır. Oğlunu yitirmiştir. Canı gitmiş. Öte yandan kendisinin örgüte , Öcalan’a güveni iyice sıfırlanmıştır. Her yıl düzenlen geceye gitse bir türlü gitmese başka türlü! Oğul acısı, sevgisi ağır basar, her yıl düzenlen o geceye bir taraftan gururla, bir teselli bulma umuduyla gider, diğer taraftan da lanetler okur örgüte ve Öcalan’a.
21 Mayıs 2023 günü ise Nürmberg’te bir huzur evinde terk-i diyar eder bu dünyadan.
Nasıl bir garabet, nasıl bir ucubelikle karşı karşıya olduğumuzu şimdi anlıyor musunuz?
Oğul her sene ödülle anılırken yaşlı baba ise dayktan geçirilerek hastanelik ediliyor!
Bu adamlarla, bu zihniyetle özgürlük değil kulluk kölelik, bitmez acılar, kederler gelir sizi bulur, bilesiniz.
7 Haziran 2025, Frankfurt
