Abdullah Öcalan’ın eski eşi Kesire Yıldırım, Avukat Hüseyin Yıldırım, Salih Aras gibi örgütten ayrılanlar biraraya gelip aşağıdaki mektubu Öcalan’a yazıyorlar. Öcalan’ı en iyi tanıyan Kesire’dir ve mektubu o kaleme alıyor. Kesire ve arkadaşları tam 38 yıl evvelinden adeta bugünü görüyor ve şu ilginç cümleleri kuruyorlar: “Sizin kişiliğiniz önderlik pratiğinizle Ulusal Kurtuluş Hareketimiz ve halkımıza dayatılan savaşın amacı, onu inançsızlık ve kendine güvensizlik içinde, derin bir umutsuzluk ve yozlaşma ortamında nihai olarak boğazlamaktır. Bu öylesine acımasız bir saldırıdır ki, bu halk ve onun devrimcileri içine düştüğü durumdan ötürü kendisinden başka hiç kimsede kusur aramayacak, ancak kendisi de bir daha ayağa kalkma güç ve cesaretini bulamayacak, böylece çözülüp, emperyalizme bir lejyoner askerler deposu haline gelecekti… Marksizmin yaratıcılarının bir sözünü kullanıp ellerinizi havaya açarak, hareketimize ve halkımıza “ne yapayım görüyorsunuz, bütün uğraşılarıma rağmen ayağa kalkma ve yaşama gücü gösteremediniz. Başlattığımız savaş sizin çağımızda yaşamayı haketmediğinizi gösterdi” diyecek ve eteklerinizi silkerek gerçek yuvanıza dönecektiniz.”
Evet, Öcalan gerçek yuvasına, yani Türkiye’ye dönüş yaptı ve Kürt halkı yitirdiği gencecik onbinlerce evladıyla, yakılan yıkılan köy ve şehirleriyle, Türkiye’nin metropollerine göç etmek zorunda kalan milyonlarla derin bir umutsuzluk, çaresizlik girdabında kendi kendine souyor: “Bu ne felaketti, bizim bu yaşadığımız neydi? Bunca bedeli biz ne için ödedik?”
Selim Çürükkaya’nın arşivinden aldığım bu mektubu sizlerle paylaşıyor, kendisine teşekkür ediyorum. Mektubun orijinalini metne çevirmede yapay zekadan yardım aldım, şayet kelime ve harf eksikliği varsa, gözümden kaçmışsa af ola.
Abdullah Öcalan’a Açık Mektup
Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Kürdistan halkı, tarihindeki direniş mücadelelerinde en büyük yenilgi ve darbeleri, ona önderlik iddiasıyla ortaya çıkan güçlerin ihanet ve uşaklıklarından ötürü almıştır. Düşmanlar, halkımızın direniş hareketine, bu tarihsel gerçekliği esas alarak yaklaşmış, direnişini bu temelde ezmeyi hesaplamışlardır. Siz, daha başından halkın düşünce ve yaşam dünyasında bu konuda biriken endişe, öfke, özlem ve beklentilere hitap ederek güç ve destek toplamaya çalıştınız. Halk, geçmiş önderliklerden farklı, bağımsızlık mücadelesine sonuna kadar sahip çıkacak, özgür bir yaşam üretmede en önde yürüyecek bir önderliğin arayışı içindeydi. Siz halkın bu özlem ve isteğini iyi tespit ettiniz. Bundan hareketle halkın ve onun bağrından çıkan bizlerin beklentilerine cevap verecek bir önderlik yaratma iddiasıyla yola çıktınız. Halkımız ve bizler buna inanmak istedik ve inandık. Böyle olduğuna inandığımız ölçüde, en başta da sizin kaynaklık ettiğiniz pratik hata ve yetersizliklere rağmen, her şeyimizi ortaya koyduk. Herbirimiz her türlü tehlikeyi içeren uzun mücadele yılları boyunca sizi tereddütsüz izledik.
Bir çok olumsuzluğa rağmen, çizgiye, parti birliğine ve sosyalizm davasına zarar vermemek amacıyla ve bunun derin sorumluluğunu duyarak böyle davrandık. Bu durum bizim açımızdan halka ve tarihe verilmesi gereken çok kapsamlı bir özeleştiriyi içerir. Biz bunu hem teorik-siyasal ve hem de pratik düzeyde mutlaka yerine getireceğiz. Ama doğruluğuna inandığımız oranda böyle davrandık. Oysa siz kadroların büyük fedakarlığı, şehitlerin ve zindan direnişçilerinin kan ve can pahasına yaratılan, kitlelerin derinliklerinde kök salmış devrimci hareketimizi, önder kadro ve savaşçılarını tasfiye ederek, çizgisini içeriğinden boşaltarak, PKK-ERNK-ARGK adından ibaret bırakmak istediniz. Bunun savaşını verdiniz ve veriyorsunuz. “Eleştirel yaklaşıyoruz” adı altında, hareketimizi sürekli dünya sosyalizm ve ilerici güçlerinden, özellikle de fiili ilişki anlamlarında sürekli uzak tutmanın yanında, varolan sınırlı bazı ilişkileri bilinçlice sabote ettikten sonra, dolaylı ve direkt Türk-Amerikan işbirlikçiliğine davetiyeler çıkardınız ve buna kapıları sonuna kadar açtınız. Bağımsızlık ve özgürlük çizgimize açıkça saldırdınız, sosyalizm davamızı saptırmaya kalktınız. Partiyi, devrimci kadroları hedef alarak, onların şahsında tümden tasfiye etmeye, kurum ve organların oluşmasını engellemeye giriştiniz.
Ve bütün bunları ne zaman yaptınız? Tarihimizin ve UKH’mizin çok önemli bir döneminde; halkımızın ve onun bağrından çıkan devrimci kadro ve savaşçıların her şeylerini ortaya koyarak yarattıkları değerler ve kazandıkları mevzilerin bağımsız bir ülke ve özgür bir halk olarak doğuşumuza gerçekten ciddi olanaklar yarattığı; halkımızın, direnişi ile dünya ilerici-devrimci halklar arasında saygınlığının arttığı ve Kürdistan’ın tüm emperyalist ve gerici güçlere karşı Ortadoğu’da gerçek bir Vietnam örneği olarak ışıklarını dört bir yana yaydığı, savaşını bu temelde hızla geliştirmeyi başardığı ve hem de bunu dayatılan tüm engellere rağmen başarabildiği bir dönemde.
Sizin 1986’da Parti Çizgisini bir çırpıda kenara atarak, “Kongre Çizgisi” diye lanse ettiğiniz girişiminiz ise, bu engellemelerin en sonuncusu, en tehlikelisi ve elbetteki en hainidir.
Tüm bunları yaparken, sömürgeciliğin Kürdistan halkını zorla içinde tuttuğu geri toplumsal yapıyı, onun üzerinde yarattığı tahribatları kendinize basamak ettiniz; bağrında yol açtığı kaosu örgüte taşıdınız. Parti içindeki yoldaşlık ruhunu karşılıklı güvensizlik geliştirme yöntemiyle dinamitlemek, tüm kadro ve savaşçıları birbirine düşürüp düşman etmek için elinizden geleni yaptınız. “Siz birşey yapamazsınız, adam olamazsınız” temasını sürekli işlediniz. Toplumsal yapıdan kaynaklanan yetersizlikleri eleştiri adı altında derinleştirdiniz ve gerek halkı gerekse kadro ve savaşçıları kendilerine ve birbirlerine güvensiz hale getirmek için, hiçbir çağdaş devrimci-yurtsever örgütte görülmeyen entrikacı ve komplocu yöntemlere başvurdunuz.
Kişilerde tespit ettiğiniz yetersizlikleri, onu bunlar temelinde eğitmek değil, çeşitli biçimlerde tasfiye etmek için bir malzeme olarak kullandınız. Böylece gerek halk gerekse onun öncü gücü olan devrimciler üzerinde her türlü tasarrufu kolaylıkla yapabileceğiniz sanmış, kişiliksiz bir topluluk haline getirmeye çalıştınız. Sorumlu ve yetkin kadroların hepsini suçlu ilan edip, yargılama konusu haline getirerek savaşan örgüt birimlerini yöneticisiz bıraktınız. Tüm demagojilerinize rağmen halkı çok küçümsediniz. Onu “sağır, dilsiz, kör” olarak değerlendirdiniz. Ve hem halkın hemde Partinin tüm değerlerine pervasızca saldırdınız. Onun onurlu birtek ferdi bile çıkabileceğini hesaba katmadınız. Bununla da yetinmediniz. Tüm direniş tarihimizin en tartışılmaz olgusu olan ve üzerinde onca tasarruf yaptığınız direniş şehitleri ve zindan direnişçilerinde sonunda açığa dil uzattınız ve saldırdınız. Yıllarca cezaevinde en zor koşullarda direnen bu yoldaşlar, Parti ve mücadele ortamına ulaştıktan sonra, hiç bir haklı gerekçeniz ve deliliniz yokken yalan iddialarla en amansız ve akıl almaz biçimlerde üzerlerine yürüyerek, kimilerini tutukladınız kimilerinide fiziki olarak imha ettiniz. Şehitlik mertebesine ulaşan yoldaşlara, komutanlara iğrenç bir biçimde küfrettiniz, hakaretlerde bulundunuz.
Biliyoruz, dayatılan bu gerçekler karşısında acizce dövünmeye başlayacak, yönetiminiz altındaki dürüst insanlarımızı saldıracaksınız. Kitlemize yaranarak “bütün bunları bana nasıl yaptılar. Bu hareketin yaratıcısı ve tek sahibi ben değil miyim, her şeyi ben yapmadım mı; bunun dışında siz neydiniz ve nesinizki” diyerek “inkarcılık, saldırı, provokasyon” vb. çevrelerle bağırıp duracaksınız! Ama artık sizin gerçeğinizi ortaya sermeye yolaçan tüm tutum ve gelişmeler karşısında ileri sürdüğünüz tekerlemeyi andıran bu tür kalıptan çıkma bu iddialarınız çocuklarımızı bile inandırmaya yetmediğini herkes biliyor.
“Her şeyi ben yaptım, ben yapıyorum” iddiasına gelince! Terazinin karşı kefesine yaptıklarınızı koymasak, kabul etmemiz gerekirki birçok şeyde yaptınız. Ancak bütün yaptıklarınız, Mao’nun ülkesi ve halkı için yaptıkları yanında “devede kulak” bile sayılmazken, Çin Devriminden sonra bu ülkede yaşanan olumsuz gelişmelerden ötürü Küba Devriminin önderi büyük devrimci Kastro, Mao için şu değerlendirmeyi yapmak zorunda kalmıştır: “Mao, elleriyle yaptığını ayaklarıyla yıkmıştır.” Bu söz sizin için bin defa daha doğrudur. Biz bu durumunuzdan yola çıkarak, sizin çok kolay ve hiçbir dayanağa gerek görmeden yaptığınız gibi şu veya bu sıfatlandırmada bulunmayacağız. İnanıyoruzki Kürdistan Devriminin yargılama gücü karşısında siz, gerçek sıfatınızı bizzat kendiniz, istesenizde istemesenizde açıklama durumunda kalacaksınız zaten. Bizim için sorun bu değildir ve bu nedenle ucuz spekülasyonlara olarak tanımlamayacağız. Ama bu yaklaşım sizi tanıma ve tanımlama olanağımızı ortadan kaldırmıyor. 3. Kongre Çizgisi diye önümüze koyduğunuz yol; başından beri bu harekete inançla katılmış, ona bütün yaşamını, emeğini katmış önder, ileri düzeyde kadrolara, hareketin savaşını yükseltmek isteyen gelişkin tüm militan ve savaşçılarına saldırılarınız ve nihayet TC ve ABD’ye açık davetiyeler çıkarmanız… Bizi nereye götürmek istediğinizi ve sizin kim olduğunuzu anlamamıza yeter.
Sizin devrimimizin gelişimiyle niçin oynadığınızı, buna nasıl cüret ettiğinizi, başka güçlerin bununla ilişkisi elbetteki hareketimizin er ya da geç açığa çıkaracağı hayati sorunlardan biridir. Ancak bu bugün için tüm boyutlarıyla bilinmesede sizin şahsınızda ve elinizde son yıllardaki pratiğinizin onlara örnekle kanıtladığı gibi oynanmak istenen oyunun niteliği önemli oranda açığa çıkmıştır.
Sizin kişiliğiniz önderlik pratiğinizle Ulusal Kurtuluş Hareketimiz ve halkımıza dayatılan savaşın amacı, onu inançsızlık ve kendine güvensizlik içinde, derin bir umutsuzluk ve yozlaşma ortamında nihai olarak boğazlamaktır. Bu öylesine acımasız bir saldırıdır ki, bu halk ve onun devrimcileri içine düştüğü durumdan ötürü kendisinden başka hiç kimsede kusur aramayacak, ancak kendisi de bir daha ayağa kalkma güç ve cesaretini bulamayacak, böylece çözülüp, emperyalizme bir lejyoner askerler deposu haline gelecekti… Marksizmin yaratıcılarının bir sözünü kullanıp ellerinizi havaya açarak, hareketimize ve halkımıza “ne yapayım görüyorsunuz, bütün uğraşılarıma rağmen ayağa kalkma ve yaşama gücü gösteremediniz. Başlattığımız savaş sizin çağımızda yaşamayı haketmediğinizi gösterdi” diyecek ve eteklerinizi silkerek gerçek yuvanıza dönecektiniz.
Evet, hesap buydu. Ancak bu hesapta önemli yanılgılar vardır. Halkların kaderini belirleyen, kendini her şeye kadir gören emperyalist ve gerici odaklar değil, onun zemininde görünse de meşru bir konuma oturamayan önderlik hastalıkları değil, halkların ilerici-devrimci özlemleri, iradeleri ve devrimci direniş mücadeleleridir. Kürdistan halkı üzerindeki her türlü düşman baskısı, yaratılan derin tahribatlar ve özellikle son üç yıldan beridir sizin KUKM’ne ve Parti Hareketine açtığınız açık savaş, tasfiyeci ve her türden engellemelerinize rağmen, faşist Türk Sömürgeciliği ve her türlü destekçilerine karşı ülkede ve ceza evlerinde süren direniş ve örgütlü karşı koyuşuyla bunun böyle olduğunu açıkça göstermektedir.
PKK ve KUKM’ni her türlü saldırı ve saptırma faaliyetine karşı koruma ve direnişi yükseltme sorumluluğu ve kararlılığı ile yola çıkmış bir güç olarak sizin için vardığımız sonucu, uyarılarımızı çok net olarak ortaya koyuyoruz:
Yukarıda özet olarak değindiğimiz durumunuz ve konumunuz nedeni ile daha başından beri kendi kendinize yakıştırıp ilan ettiğiniz, PKK Önderliği ve Genel Sekreterliği sıfatınızın meşru bir dayanağı kalmamıştır. Bu sıfatlarla değil önder, bir nefer olarak saflarımızda kalmanız bile bir tek koşula bağlıdır. Parti Şehitleri, devrimci kadroları, hareketin bütünü ve halk karşısında bu gerçekliğinizin yargılanmasına hizmet edecek; tutarlı, somut olgulara dayalı; hareketimize başta Parti olmak üzere devrimci-yurtsever hareketin örgütlülüğü ve birliğine inanarak katılımınızı sağlayacak bir özeleştiriyi en kısa zamanda sunmanız!
Siz bunu yapmadıkça, tutarlı bir politika ve uygulamaya girmeyi reddettikçe, sizi izlemeyi halkın davasına bir ihanet olarak görüyoruz. Ve sizi açıkça uyarıyoruz! Parti ve halk üzerindeki tasfiyeci, yıkıcı, komplocu uygulamalarınızı durdurun! Amaçlarınıza varmak için kullandığınız akıl almaz yöntemlerden; düzmece, iftira ve her türden basit karalama çabalarınızdan vazgeçin! Zira kendinizi her şeye kadir görüp halkın yargısından kurtaramazsınız. Bu halk ve onun devrimci-yurtsever evlatları, kendi bireysel tutku ve çıkarları için davaya böylesine pervasızca saldıranlardan ve hareketi böylesine gözü dönmüşçesine dağıtmaya çalışanlardan hangi güce dayanmaya çalışırlarsa çalışsınlar mutlaka hesap soracaktır.
4 Ekim 1988
PKK-DB
(Partiyi Korumak ve Direnişi
Yükseltmek İçin Devrimci Birlik)
